08-03-2016 Esef MERDOĞLU

Bu gün iki şehit var. Önceki gün dört. Geçen hafta, önceki hafta… Geçen ay. Geçen yıl….

 

    Survivor’da (sörvayvır) Yılmaz Morgül’e sakal tıraşı olmak için izin verilmiş.

 

    Antakya Hatay Atatürk caddesi banka şubesi önünden bir şehit babası, şehidinden kendisine miras kalan kredi borcunu nasıl kapatacağını telefonda bize soruyor. Biz ilgili bankanın genel müdürlüğü ile görüşmeye çalışıyoruz. 

 

    Hülya Avşar, Kösem Sultan rolü için bir şeyler demiş.

 

* * *

 

    İnsan yaşamı kutsaldır. Her yaşam kutsaldır. Her ölüm acıdır. Basınımız özgürdür…


    Sormadan edemiyor insan: “Bazı yaşamlar ve bazı ölümler daha mı kutsal acaba.” 


    Her ölüm acıdır ama, ölen çocuksa insan daha bir üzülüyor. Sıra onda değildi diyor. Yukarıda Ölümle ilgili paragraf içerisine alakasız gibi görünen bir de cümle ekledim. Farkında olanınız oldu mu? Ya da doğru mu: “Basın özgürdür” dedim… Devam…

 

    “Berkin Elvan” desem size… Herkes kim olduğunu hatırlar mı? Nasıl öldüğünü, kim olduğunu? Dedim ya, her ölüm acıdır. Çocuk ölümü daha da acıdır. “Onda değildi sıra” diye düşünür insan. O nedenle basın daha da ilgi gösterir, hassas davranır. Daha çok haber yapar. Basın özgürdür çünkü…

 

* * * 

    

Özgür basın’a: 


Halkımıza “Mevlüde İrem Çiftçi” desem. Hatırlar mı? Oysa bakın 15 ocak 2016 haberine. Bunu “29 yaşındaki polis memuru Mehmet Şenol Çiftçi ile 4 yaşındaki kızı Mevlüde İrem Çiftçi için kentte tören düzenlendi…”


Dört yaşındaki Mevlüde, ekmek almaya gidemeyecek kadar küçüktü. Hikâye çıkmadı mı buradan… Neden 15 Ocak 2016’da haber oldu ve bir daha olmadı. Babası 29, kendisi 4 yaşındaydı.

 

Ankara Genelkurmay önündeki bombalı saldırıdaki yaralılar ne oldu? Hiç merak etmediniz mi? Şu kadar yaralı var… da… 

 

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda sivil memurumuzun, dört yaşındaki kızının,  iki gözü bundan sonra hiç görmeyecek…

 

Ankara’da 2015 sonundaki bombalı saldırıda 3 yaşındaki bir minik bedeni daha toprağa verdik… 


Özgür basınımıza duyurulur… Benim düşüncelerim böyle. 

 

* * * 

 

Yazımın başında Antakya Hatay Atatürk Caddesi banka şubesinden bahsetmiştim ya. Kısa süre önce vatan için evladını vermiş şehit babamızı on defadır şubeye kadar yoruyorlarmış.

 

Bankanın Genel Müdürlüğü ile görüştüm. Dediler ki, Hatay’daki şubeden böyle bir istek gelirse duruma bakarız. Dedim ki onlara; “Gelin deyin ki, biz vatana evladını vermiş. Biz de kadınlar günü vesilesi ile, şehidimizin konut kredisi borcunu annesine hediye ediyoruz” dedik. Ama banka şubesi müdürüne ulaşabilmek ne mümkün. İstanbul’daki genel müdürlükte telefona cevap verenler de, “iletiriz” demekle yetindiler. 


Bana da düşen, bu bankanın şube müdürünün, genel müdürünün ve kamuoyunun duyması için TV haberi yapmak. Ki şu anda da, bir haber kanalı Ankara temsilcisiyle telefondayım. Bir yandan bu yazıyı yazıyor, diğer yandan da haber kanalı ile görüşüyorum, haberin alt yapısını oluşturuyorum… 

 

* * *


Neresinden başlayacağımı bilemedim, şimdi neresinden toplarlayacağımı da bilemiyorum. İlgililer, Milli Savunma Bakanımız, Kuvvet Komutanlarımız, Genelkurmay Başkanımız… 


Yazımın en başında şehit verilirken TV’ler dizi ve survivor haberi yayınlıyor demiştim. İzleyenlere ve yapımcılara haksızlık etmeyeyim. Zira!
Şimdi ben bu yazının tam burasındayken haber kanallarında bir kamu spotu dönüyor. Üstelik yapımcışığını da;  yakasına bankanın yapıştığı şehit babasının, şehit oğlunun bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığı üstlenmiş: 


“Şehit uzman çavuşumuzun da bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığı da kamu spotu ile, “Gelin uzman olun, sözleşmeli er olun. Dolgun maaş veriyoruz” diye duyuru yapıyor 


 
Dolgun maaş diye kamu spotu yapıyor, sözleşmeli er, Sözleşmeli Uzman Erbaş arıyorsunuz. Defalarca durumu anlattık. SÖZLEŞME İLE OLMAAAZZZ.

 

Bu gün Diyarbakır Sur’da çatışan ve mesleğinin doğası gereği ölmeyi de göze alan Uzman Erbaşa, Sözleşmeli ere bu reva görülmez. Görülmemeli… Haberiniz var mı bilmiyorum ama, bankalar konut kredisi verirken; “SÖZLEŞMELİ MİSİN, KADROLU MUSUN” diye soruyor uzman erbaşlara. Yapmayın etmeyin. 


Şehit adayı uzman erbaşların, devletin kadro vermeyi planladığı taşeron işçiler kadar, Suriyeli mülteciler kadar kıymeti yok mu? 


Ve hatta, sınırda kaçakçılık yaparken güvenlik güçlerinin vurduğu zanlıların ailelerine dahi her türlü hakkı teslim edilirken… Şehit babasının yakasına bankanın yapışması… Şehit adayı uzman erbaşa bankanın “SÖZLEŞMELİSİN” diye kredi vermemesi büyük devletimize yakışıyor mu? 

 

Ben bunları yazmaktan hicap duydum, utandım… Dilim bu kadarına vardı. Şimdi şehit babasıyla görüşüyorum. Haber yapma izni istiyorum. 


O diyor ki, “Ben bu Vatan’a evladımı verdim, “Vatan Sağolsun” dedim. Bu Vatan kaçakçıya sahip çıkıyor, mülteciye sahip çıkıyor. Benim halimi sadece tabut başında sordular. Şimdi neredeler” 




Esef MERDOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri